Bedrettin KELEŞTİMUR


HAC VE KURBAN

İslâm ne kadar güzel, muhterem ve mükerrem bir din!


İslâm ne kadar güzel, muhterem ve mükerrem bir din!

İslam’ın bütün ibadetlerinde; ‘sebepler’ neticeleri itibariyle de,

‘taneleri dolgun bir başağın’ boynunu büken bir tevazu, bir edep halini görürsünüz!

Hazreti Kur’an buyuruyor;

“Hani bir vakit Beytü’l haramın yerini İbrahim’e hazırlattık da ona,

“Bana hiçbir şeyi ortak koşma, evimi tavaf edenlere,

(onda) ayakta duranlara, rükû ve secde edenlere tertemiz tut” demiştik”

İslâm’ın en münevver emri, ‘temizlik’ ile başlıyor!

Ve Hazreti İbrahim’den bizlere kadar, günümüze kadar gelen,

Kutsi, ‘gelenek’ nedir?

Kâbe’ye, ‘büyük bir sadakatle hizmet’

O hizmet, nurani halka gibi birbirini takip ederek,

Allah Resulünün dedesi, Abdulmattalib’e kadar gelir!

Ecdadımız, Osmanlı; 6 asır boyunca, ‘kutsal yerlerin hadimi’ olacaktı!

Daha huzurlu Hac İbadetinin yapılması için, ‘hiçbir fedakârlıktan çekinilmezdi’

Medine demiryolu projesi, ‘günümüzde de hasretini çektiğimiz’ vicdan borcuydu!

Onlar, canları pahasına, kanları pahasına, malları pahasına seve seve ödediler!

Ya bizler bu kutsi hizmetlerin neresindeyiz?

Haccın şartlarından biri de nedir? ‘yol güvenliği’

İslâm, ‘emanet ve ehliyet’ kavramlarını hafızalarımıza beraberinde getirir.

Yolcu uğurladığımızda ne deriz, ‘selametle’ gidiniz!

Böyle bir hassasiyeti, 1,5 milyar Müslüman’ın günümüzde de göstermesi elbet gerekiyor!

Bu hassasiyet nasıl bir anlamı bizlerle kucaklaştırıyor?

İnsanlığın en fazla muhtaç ve asrımızda, ‘aç olduğu, hakiki barışı!

Bu bakış bizlere neyin gerektiğini vurguluyor?

İslâm dünyası arasında; sıradağlar misali gibi coğrafyayı kuşatacak, mukaddes bir ittifak’

“Onlar kendi içinde birbirlerine sımsıkı bağlı; düşmanlarına karşı ise zorludurlar”

İlahi buyruğun bayrak yapılması davası!

“İnsanlar arasında Haccı ilan et de yaya olarak,

Arık binekler üzerinde her uzak vadiden-yoldan sana gelsinler.”(Hac süresi, 27)

“Kendileri lehine bir takım menfaatlere şahit ve hazır olsunlar.

Allah’ın onlara rızık olarak sunduğu eti yenen hayvanlara (kurban etmelerine) karşılık

Belli günlerde Allah’ın ismini ansınlar.

Sizde onların etinden yeyin ve sıkıntıya uğramış fakirlere yedirin” (Hac, 28)

Kâbe, yeryüzünde Allah’a ibadet için kurulan ilk Beyt!

Emin ve mükerrem belde; Ahir zamana kadar da, öyle kalacaktır.

Hac, İslâm âleminin, dünyanın doğusundan, batısından, kuzeyinden, güneyinden velhasıl

Her tarafından akarak, Kâbe’ye yönelmeleri!

Bu yönelişte, bütün Müslümanların tanışıp görüşmeleri gibi ulvi bir gaye vardır.

Bütün dertlerin tek dert haline getirilmesi sımsıcak vakarlı duruşun gönüllerde yakılan yangın vardır.

İslâm düşmanlarına karşı ortak bir tavrın alınması gibi tarihi bir veraset vardır.

İslâm ülkeleri arasında her bakımdan kalıcı işbirliği anlaşmalarının yapılması vardır.

‘varlığı birleyen yüzlerin’ ortak, hoş sedası vardır.

O sedayı, 1,5 milyar Müslüman’ın, aynı kalbi, hasbi,

Hüsnü kabul görebileceğiniz bir yürekle, ‘saf duruşuna’ bağlayabiliriz.

 

Hac ibadeti ile birlikte idrak ettiğimiz, ‘kurban’ kavramı üzerinde biraz olsun durmak istiyorum.

Kurban sözlükte; “bir ülkü uğruna feda edilen (şey) veya kendini feda eden”

Buradaki fedakârlığın zirvesinde, ‘Hazreti İsmail’in akıllara durgunluk verecek ferasetini

‘fedakârlığını’ görüyoruz.

Bu bir, ‘rıza makamıdır’ İnsanlık uğruna, onun geleceği için, teslimiyettir

Çanakkale’nin boy aynası, tevhit kelamının ruhani boyası, Akif;

“Hani asker? Hani kalbinde yatan Şahı şehit

Ah o kurbanı zafer nerde bugün? Nerde o iyd.”

Akifle isterseniz Akif’le;

“Ey millet, Uyan! Cehline kurban gidiyorsun!

İslam’da batsın diye tutmuş yediyorsun”

Cehalet, en büyük düşmanımız!

Cehaletin tapınağı nerede biliyor musunuz, ?

İnsanın, ‘ben egosunu’ taşıdığı heva ve nefsinde!

O nefis, taht için hakir ve kapris olur bazen;

Dünyanın geçici mal ve arzularına köle olur bazen...’

Böyle bir düşmanı, Haccın manevi havasında, ihramın verdiği edep içerisinde,

‘taşlıyoruz’ değil mi? O anda tek niyazımız, Haktan, ‘sabır dilemek’ oluyor!

Hac ibadeti, ‘hem mali ve hem de bedeni’ bir ibadettir.

İslam, ‘her güçlüğe karşı kolaylıkları’ beraberinde getirmiştir.

Burada, bir mali kenetlenme söz konusu oluyor;

Bir diğer taraftan da, ‘sağlıklı bir hayatın’ sürekli tevazu gösteren bir yüzü!

O nurani yüze yöneliyoruz. Dualarımız ve yakarışlarımızla titreyerek, gözyaşları arasında!

NEFSİ HEVASI TAŞIR…

İnsan denen muamma; sır denen bilmecede

Kökü iffet ağacı; kurdu, meyvesi taşır.

Zaman mekâna duvak, takva nurlu gecede

“Perde ötesi perde” derdi devası taşır

Edep, imandan bir cüz; zikre nişan seccade

Sema, direksiz tavan; taşı, sıvası taşır

Her canlı bir âlemdir; binbir çeşni hecede

Cıvıl cıvıl kaynaşan; kuşu, yuvası taşır.

Hayat insana destan; bir usuldür imece

Yardım hayra pistondur; suyu, kovası taşır

Zillet ile meskenet; oyun ve eğlencede

Beşer uyumaktadır; nefsi, hevası taşır (BK)

ELAZIĞ´I GEZİYORUM

Elazığ´ı geziyorum

Bir ömür verdiğim şehri…

Gazi Caddesinde uzar da uzar,

Fikir çilesini taşır yolumuz…

Kaldırımlar şahittir, sırrımıza

Ey kutlu vefa, Ey kutlu hamallık

Bağrına bastığın gün kadar sıcak

Tebessüm eder yüzünde güller açar...

"İstanbul´un dağı, taşı altındır" derler ya;

Elazığ´ın dağı, taşı sevda kokar...

Sevdaya açılan çınardır, Elazığ...

Elazığ´ı geziyorum...

Kışı bahar eden gül endamını...

Bir tatlı rüzgârdır, "Hoyrat Esintisi..."

Harput´ta, Ulucami´de; kıyamdayım

Bin yıllık tarihi tefekkürde...

Merhaba diyorum,

Alperen ruhlu gazi dervişlere...

Ahi Evran ruhlu asil yüzlere...

Elazığ´ı geziyorum...

Esen rüzgârlarda, "mertlik havası"

Yürekli adımlarda, "memleket davası"

Düşlerim, kâh Fırat oluyor...

Kâh ışık olup akıyor, deryalara...

Elazığ´ı geziyorum...

Alnı açık, başı dik, leke düşmemiş;

Sevda dolu bir şehri geziyorum... (bk.)

Daha şimdiden Kurban Bayramınızı kalbi tebrikler…